Akşam Vakti a 20:44
Mersin AÇIK 29°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
  • Rıfat Şentürk
  • Blog
  • Kadının toplumdaki yeri ve önemi, kadının maruz kaldığı şiddet türleri nelerdir?

Kadının toplumdaki yeri ve önemi, kadının maruz kaldığı şiddet türleri nelerdir?

Bir birey olan kadının içinde yaşadığı toplumun yaşayış özellikleri, kadının nasıl davranacağı, nasıl düşüneceği, nasıl hareket edeceği gibi kadına ilişkin beklentileri mevcut durumda ortaya koyan, kadını günlük yaşamda ve sosyal olarak yapılandıran özellikleri belirlemektedir. Bir başka anlamda kadınlar dişi cinsiyet ile doğarlar ancak yetiştirilirken toplumun beklentilerine göre, toplumun kadına biçtiği roller çercevesin de kız çocuk olmayı öğrenerek büyürler. Burada toplumun değer yargılarına göre kısaca erkeklerden güçlü olmak, aile geçimini sağlamak, aile üzerinde kontrol mekanizmaları kurarak iktidarı elinde bulundurmak gibi faaliyetler sergilemeleri beklenirken kadınlardan sabırlı olmaları, anlayışlı olmaları, evleri çekip çevirmeleri gibi sorumluluklar beklenmektedir.

Kadınların erkeklere göre daha değersiz görülmesi ayrımcılığa yol açmaktadır. Bu ayrımcılık günümüz de de uygulanmaktadır. Geçmiş de kadınlarımız, erkeğe bağımlı olarak ikinci sınıf birey konumuna indirgenmiş bir yaşayış sürdürmektedir. Kadının erkek karşısında ağırlığının olmadığı dönem erkek egemenliğinin vücut bulduğu ataerkil dönemleri kapsamaktadır. Burada kadını şekillendiren, tarımda kullanılan fiziki güç ihtiyacını erkeklerin karşılaması sebebi ile kadınlarımız ikinci planda kalmıştır. Bu yüzden dolayı geçmişte oluşan aile reisliği, malları yönetme, özel mülk hakkının sahibi, gibi nitelikler kadının ekonomik ayrıcalığını engellemektedir. Aynı zamanda din kurumunun prensiplerinde kadın ve erkekleri aynı konumda eşit kılmamıştır. Geçmiş de yaşayan toplumum atmosferi kadının durumunu dramatik bir biçimde değişmeye başlamıştır. Burada değinilmesi gereken bir başka konu ise kadınların farklı coğrafyalarda farklı sorunlarla toplumda yerini bulmasıdır.

Farklı toplumlarda farklı statüler de bulunması, anaerkil toplumlarda kadının kutsal bir varlık olarak görüldüğü, bazılarında erkeklerle eşit olduğu, ataerkil topluluklarda erkeğe göre ikinci sınıf muamele gördüğü ve hatta bazı topluluklarda hiçbir hak ve bir ferdin yaşamasını gerektiren imkanlara sahip olmadığını göstermektedir. Anaerkil toplumlarda ana soyunun uzantısı sayılan kadınlar doğurganlığı ile ilahlaştırılan kimseler olarak görülürken ataerkil toplumlarda ve günümüzde de devamı gelen topluluklarda kadınların sosyal fonksiyonlara erişim fırsatı sağlanmaktadır. Kent toplumlarında meslek edinebilmiş kadınların sayısı oldukça fazladır. Kadının meslek hayatına girişimi uzun süre tartışma konularının odağında olan batılılaşma ile yakından ilgilidir. Geleneksel toplumlarda genellikle kadın aile başta olmak üzere geçici ve gündelik işlerde, koşulları uygun olmayan yerlerde istihdam etmektedirler. Kadının yeri evidir düşüncesi toplumun atmosferinde bulunuyorsa eğer o toplumda kadının çalışması güçtür. Kadının toplumdaki yeri ve önemi aslında toplumdaki çalkantıların en çok arandığı yerdir. Toplumsal değişimlerle beraber kadın kendine özgü kimlikler kazanabilmektedir.

Kadının maruz kaldığı şiddet türleri

Kadını, karşı cins tarafından kontrol altına almak, denetlemek, bedensel olarak üstünlük kurmak gibi fiziksel yaptırımlar uygulandığı şiddet türü fiziksel şiddet olarak tanımlanmaktadır. Kadın bedenine zarar verilerek, yumruk atmak, boğmaya kalkmak, tekmelemek, tokat atmak veya herhangi bir eşya, meta, ürün ile saldırıya geçmektir. Günümüz de kadınlarımızın en çok maruz kaldığı şiddet türüdür. Fiziksel şiddet geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilmektedir. Aynı zamanda kadının travması olabilmektedir.

Kadının günümüz de en çok yaşadığı şiddet türün den biri psikolojik şiddettir. Kadının ne zaman nerede ne yaptığı üzerinde kontrol sağlamak amacıyla uygulanan şiddettir Burada unutulmaması gereken hiçbir kadının yaşamı hakim görmemesi gerektiğidir. Biz kadınlar üzerimizde tahakküm kurmaya çalışan birilerine hesap vermek zorunda değiliz ve evli kadınlar eşlerinden izin almak mecburiyetinde de değildirler. Kadınlar nerede ne yapacağı konusunda ilğili kişilere sadece haber etmelidir. Eşlerde izin alma ile haber edilme ilkelerini karıştırmamalıdır. Naçizane görüşüm. Aynı şekilde çocuk doğurma durumu uygun olmayan kadınlar psikolojik şiddetin temelleri olmaktadır. Çünkü kadının toplumsal konumu itibarı ile kadın türü devam ettirme işlevi olan bir niteliğe sahiptir.

Kadını yalnızlaştırmaya mahkum eden psikolojik şiddet, kadınları ailesi ve yakınları ile duygusal olarak uzaklaştırarak, erkeğe ahlaki olarak ve ekonomik olarak boyun eğmeye zorlayan önceki kadınların kaderlerini paylaşmaktadırlar. Burada şiddeti uygulayan kişi, kadının beceri ve yeteneklerini küçümseyerek kendi kararlarına kadını dahil etmemek ve kadının haklarını yok sayma, kadını eleştirme, kadını aciz, yetersiz, muhtaç ve bağımlı hissettirerek kadını erkeğin inisiyatifinde yaşatma algısı oluşmaktadır. Psikolojik şiddetin bir diğer formu da kadının fiziksel görüntüsü konusunda hakarete uğramasıdır. Kadınlar günümüzde toplumda özgürlüklerini kazanmış durumda olsa dahi onlar gençliğin, naifliğin ve zayıflığın tiranlığından kurtulamadılar. Kadınlar hala cazibenin baskıladığı bir kaygıdan mustariptirler. Kadınlar daima bir biçimde sahnededir ve erkeklerin yargısına maruz kalmaktadırlar. Yaşlanmış bir deriyi istemeyen karşı cins aldatma eylemine girişmeleri durumunda kadın zamana karşı kaybettiği bedeni için mücadeleye girmektedir. Bu mücadele eksiltilmiş beden için psikolojik şiddetin en ağır olanlarından biridir. Günümüzde güzellik ve çirkinlik kimsenin söz etmediği bir tabu haline gelmiştir. Yabancılaştı girmekte gücü ile var olan çirkinlik varoluşuna zulmeder, varoluşu suçlu hale getirmektedir. Sanki kadın kendi talihsizliğinin ustası, yaratıcısıymış gibidir.

Utanma algısından dolayı resmiyette az olan şiddet türü cinsel şiddettir. Genellikle fiziksel şiddet sonrası gerçekleşen cinsel şiddet evlilik içinde veya evlilik dışı çok yaygın bir durumdur. Kadına tecavüz etmek, cinsel ilişkiye zorlamak, rızası olmadan hoyratça cinsel ilişkiye girmek, istenmeyen şekillerde, pozisyonlarda ilişkiye zorlanmak, başka kişiler tarafından cinsel ilişkiye girmesini sağlamak, seks işçiliğine zorlamak, canlı cinsel ilişki seyrettirmek veya video izletmek, kadını cinsel ilişki için tehdit etmek, korkutmak, karşı tarafın beklentilerini görmezden gelmek gibi kısaca kadının isteği olmadan yapılan her türlü davranış cinsel şiddete örnek olarak verilmektedir.

Kadının çalışmasına ve meslek sahibi olmasının ihlal edilmesi, gelir ve birikimlerine el koymak, birikim yapmasına ve hesap açmasına engel olunmak, hiçbir ihtiyacı karşılamayan düşük imkanlar sağlamak, az harçlıklar vermek, kadının mevcut durumda var olan maddi gelirini sömürmek gibi davranışlar ekonomik şiddettir. Burada karşı taraflar kadın üzerinde tahakküm kurarak üstünlüğü ele geçirmeyi sağlamak istemektedirler. Kimi zaman bilinçli kimi zaman bilinçsiz olarak uygulan bu şiddet kadının erkeğe daha fazla bağımlı yaşamasına mecbur hale getirmektedir. Para aracılığıyla eylemlerinin sonuçlarını düşünmeden her şeyi satın alabileceğini sananlar ekonomik şiddet tavrına bürünen kimselerdir. Bu tavır kadını küçük düşürmek yine üzerinde üstünlük kurmak amacıyla gerçekleşmektedir.

Kadınlar yaşadığı şiddeti paylaşmadıklarında ve gerekli önlem ve desteği almadıklarında, içe kapanma ve şiddetin kendi suçu olduğuna inanmaları söz konusu olmaktadır. Bu durum yaşanan şiddetin üstüne eklenerek kadınların içlerinde savaş vermesi sebebiyle yeni bir şiddete yol açılmaktadır. Kaba kuvvet şiddetinin ardından oluşan bu gibi durumlar kadınlarda toplumdan geri çekilmelere yol açabilmektedir.

Bu pasajda anlatılan kadın paradoksu doğanın bir kusuru olarak görülmemelidir. Kadınlar birilerinin isteklerini yerlerine getirmek amacıyla ete bürünmüş bedenler olmamalıdır. Kadına önem verme eş ve anne olmasına bağlanmamalıdır. Toplumun değer yargıları ile ters düşen tüm kadınlar utanç kaynağı olarak görülmemelidir.

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Polisiye roman yazarı Cenk Çalışır’ın biyografisi, edebi kişiliği, roman yazma fikrinin başarı hikayesi ve senaryo yazarlığı çalışmaları

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0