Akşam Vakti a 20:44
Mersin AÇIK 26°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Kadının toplumdaki yeri ve önemi nedir?

Kadın, her şeyden önce bir serbest bir bireydir. Çeşitli meslekleri icra edebilir, toplumun belirli kesimlerinde rol alabilir, seçebilir, seçilebilir. TDK’ da ise sıfat olarak tanımı ‘’analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan’’ şeklinde yapılır. Eski Türk Toplumlarında ise kadını, serbest bireyler olarak görmekteyiz. Kadınlar erkeklerle savaşa katılır, ata biner ve tarlada çalışırlardı. Eski Türk destanlarında, kadının toplumdaki yeri erkekle eşit ve hatta bazen kadın erkeğin de önündedir.

Eski Türk toplumundaki kadının yeri, günümüz modern dünyasının geldiği noktadan da ötedeydi. Diğer eski toplumlarda ise kadın, dışlanan, vatandaş olarak görülmeyen, erkeği cinsel olarak tatmin etmekten başka işlevi olmadığı düşünülen, erkek çocuk doğurmadığı sürece aileye katılamayan bir varlıktı. Her türlü insani haktan mahrumdu. Bazı dillerde (örneğin Almanca), çeşitli nesneler, kavramlar, ‘’kadın’’ kelimesi için kullanılan ekleri aldığı görülmekte, o nesneye ya da kavrama cinsiyet belirlenmekte, böylelikle toplumsal cinsiyetçilik kavramı artmaktadır.

Günümüze doğru olan süreçte kadınlara çeşitli haklar verildi, toplumlardaki rolleri belirlendi ve kadın değer görmeye başladı. Günümüzdeki Türk Toplumunda ise her ne kadar kadın ve kadının rolü, hakları gibi konular üzerinde durulsa da her gün haber başlıklarında çok sayıda kadına şiddet, kadın cinayeti gibi başlıklar görmekteyiz. Türkiye’de halen bazı bölgelerde kadınlar, küçük yaşlarda evlendirilmekteler. Kadın üzerindeki ‘’namus’’ baskısı, küçük yaşlardan itibaren oluşturulmaktadır. ‘’Namus’’ kavramı halen kadın üzerinden değerlendirilmekte, bekaret halen yalnızca kadına atfedilmektedir. Halen bazı kesimlerde, bakire olmayan kadınların sözlü ve fiziksel şiddete maruz kaldığı, hor görüldüğü görülmektedir. Gelinlerin taktığı kırmızı kuşak, ‘’kızımız bakire’’ anlamına gelmekte olup, önemli ve değerli görülmektedir. Bu gelenek, kadının cinsel hayatını gözler önüne sermekle kalmayıp kadını değersizleştirmektedir.

Kadının giydiği kıyafete göre yargılanabilmekte ve hatta cinsel istismar/taciz gibi konularda karşı tarafı tahrik ettiği öne sürülebilmektedir. Kadın ne yazık ki, halen, sözlü tacize de maruz kalmaktadır. Tacizci kimi zaman kadının ailesinden, çevresinden birisi, iş arkadaşı, patronu, öğretmeni olabilmektedir. Özellikle küçük yaşlarda cinsel istismara ya da sözlü tacize maruz kalan kadınlar, üzerlerine binen toplumsal yük sebebi ile, korktukları için tacize ya da istismara sessiz kalabilmekteler.

Kadınlar üzerindeki bu toplumsal baskı yalnızca toplum içindeki bireylerle sınırlı kalmaz, filmler, kitaplar ve hatta kadının değeri ve yeri üzerine yapılan şarkılarla da desteklenebilir. Bu gibi içeriklerin çoğalması ile toplumdaki bireyler, özellikle de kadınlar zarar görebilir. Bazı terimler, atasözleri de toplumdaki kadının değerini alçaltan nitelikte olabilir. Örneğin ‘’bir işi kız gibi yapmak’’, “kızın var mı, derdin var”, ve hatta ‘’kızını dövmeyen dizini döver’’ gibi kadına yönelik şiddete yönelten kavramlar ve atasözleri de mevcuttur. Bazı atasözlerinde kadının eşi olmadan kendi başına ayakta durmaktan aciz olduğu vurgulanmaktadır, ‘’ kadının şamdanı altın olsa mumu dikecek erkektir’’ gibi. Erkeğin erkekliğe geçiş adımı olarak sünnet oluşunun kutlanması, gerek tören sırasında giydiği kıyafet ile gerekse tören adı altında insanların değerli takılar takması ile erkeğin erkekliği yüceltilirken kadının kadınlığa geçişi olan ve biyolojik bir süreç olan regl olmaya başlamasının sır gibi saklanması, herkesin bu konuyu bildiği halde gizli tutması, erkeklerin yanında konuşulmaması, kadınlığın yerilmesine sebep olmaktadır. Kadın, fedakarlığın, sevginin temsili olarak görülmekte, ayrıca aciz ve yardıma muhtaç olduğu gibi ibareler kullanılıp pozitif ayrımcılığa maruz kalabilmektedir.

Toplumumuzda, her ne kadar bu gibi geleneksel kalıplar aşılmaya çalışılsa da bir kadının ve hatta bir insanın en temel hak olan yaşama hakkı, eski sevgililik, eski eş, baba gibi sıfatlara sahip olduğu düşünülen insanlarca, kıskançlık, namus, aşk gibi ‘’gerekçeler’’ öne sürülerek ellerinden alınmaktadır. Bu gibi korkunç olayları ancak, kadına, geleneksel kavramlardan uzakta, kadının hak ettiği toplumsal rolü benimseyerek, pozitif de olsa hiçbir ayrımcılığa maruz kalmasına müsaade etmeyerek, çeşitli kavramları kadın üzerinde açıklamaya ve kadına atfetmeye son vererek ve okuyan ve öğrenebilen bilinçli toplumlar yetiştirerek engelleyebiliriz.

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Çevrimiçi (online) İçerik ve Metin yazarlığı tanımı nedir? İçerik üreticisi olmanın püf noktaları nelerdir?

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0