İmsak Vakti a 02:00
Mersin AÇIK 25°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Kur’an-ı Kerim Ramazan’a mahsus değildir

Kur’an’ı anlayarak okumak her Müslümana farzdır ve bunun okuma süresi ve sıklığı kişinin durumuna, imkanına, kabiliyetine bağlıdır. Ama denebilir ki imanını taze ve güçlü tutmak isteyen her Müslüman ayda en az bir kere Kur’an’ı yavaş, anlayarak ve hazmederek okumalıdır ki her gün karşısına çıkan yüzlerce şeytana kanmasın, yoldan ve imandan sapmasın.

Nitekim Ramazan ayı boyunca insanlar bu öğüt ve farz istikametinde gerek ferdi ve gerekse mukabele şeklinde toplu olarak okumalar yapar, hatimler indirir ve ay boyunca Kur’an layık olduğu şekilde ellerden, dillerden düşmez. Çünkü ay mübarektir, oruç kutsaldır ve Kur’an hikmettir. Yani tüm ay boyunca Müslüman dünya Kur’an ile oturur, Kur’an ile kalkar. Çoğu anlamadan sırf sevap kazanmak için beyhude yere okusa da neticede Kur’an duvarlardan indirilir, kılıflarından çıkarılır ve tozlu sayfaları çevrilmeye başlanır.

Ramazan bayramıyla sihirli bir el tüm topluma dokunur ve Kur’an öpülerek kılıflanır ve yeniden bir dahaki Ramazan ayına kadar duvara asılır ve kötülüklerden koruması veya dua maksadıyla alındığı nadir zamanlar hariç orada asılı ve tozlu vaziyette kalır. Mübarek Ramazan ayının bitişi, orucun sona ermesi ve Kur’an’ın raflara, duvarlara kaldırılmasıyla da şeytanlara gün doğar ve meydanlar, ekranlar şeytan ve müşriklerle dolar. Çünkü iblisin ipleri boşalmış, imanlar beşeri hayata mahkum edilmiş ve Kur’an’dan alınmakta olan feyz terk edilmiştir. hayvani bir açlık ve nefsani bir güdüyle insanlat yeniden günahlara dalar, ramazan ayındaki yumuşak tavırlar sertleşir, bağışlama ve hoşgörüler terk olunur, hırs ve kibirler su üstüne çıkar, ara verilen haram arayışları artarak devam eder ve nihayet şeytan işi tüm pislikler açık kapatmak istercesine artar.

En büyük şefaatçi Kur’an işte tam on bir ay boyunca bu acı tablolara bakarak duvardaki yerinde kalır ve ışık olmasına, rehber olmasına mani bu kılıflı tutsaklığına sebep olanların mahvoluşunu izler. Sıradan müslümanlar için Ramazan ayında yapılacak ibadetlerden biri olmaktan öte gitmeyen Kur’an okuma ibadeti, bu aya mahsus kılınmanın ceremesini maalesef terk olunmakla öder ve Peygamber ahirette işte tam bu nedenle toplumdan ve ümmetten “Kur’an’I hayatın dışına ittikleri” gerekçesiyle şikayetçi olacaktır. Tabi Kur’an’da o ümmeti şefaatinden mahrum bırakacaktır.

Kur’an; öğüttür, şeref ve şandır, rehberdir, hidayet ve hikmettir, Allah kelamıdır, ilahidir, haktır, hakikattir, ikaz ve ihbardır, gaybdan ve geçmişten haber verendir, doğru ve yanlışı gösterendir, batılı ve şeytanı tanıtan, kötülükten sakındıran, cenneti öğütleyen, cehenneme sürükleyen yolları tanıtan, ahiret hesabını anlatan, esenlik ve kurtuluşun yollarını gösteren kılavuz, ilahi rahmet ve esenlik kaynağıdır.

Kur’an, okunmayı ve anlaşılmayı hak eder, üzerinde düşünülmek ister, hayatı, misakı, hesabı ve fıtratı hatırlatır, sınavı tanıtır, fani hayattan baki hayata geçişte insanlara nasıl mutlu olabileceklerini tanıtır. Kur’an, anlaşılmadan okunmayı, hiç okunmamayı hak etmeyen Allah kelamıdır. O’nu okumamak veya anlayarak okumamak, başta kelam sahibi Yüce Allah’a ve sonra vahye muhatap muazzez elçinin 23 senelik emek ve mücadelesine haksızlıktır.

Kur’an Ramazan ayına hapsedilemeyecek kadar mukaddestir.

Mü’minler dışındakilerin yani müslümanların bu gafletleri elbette yaşamlarında sayısız aksilik ve hata olarak ortaya çıkar ve cevapsız kalarak, ya da yanlış cevaplara maruz kalarak tercihlerde isabeti kaçırırlar ve kötülüklerden başlarını kaldıramazlar. Mü’minler ise Kur’an’ı on iki ayda da başucu kitabı yapan, baş tacı eden, elinden ve dilinden düşürmeyendir. Çünkü onlar, hak ve hakikatin O’nda olduğunu bilirler, Allah kelamına değer verirler ve hata yapmaktan korkarlar. Mü’minler, anlayarak okumak, hazmetmek, kendisine vahyediliyor da başkalarına anlatmak mesuliyeti varmış gibi idrak etmek için okurlar. Sıradan değil, gösteriş için değil, anlamadan değil, riya ile değil, acele ederek değil … her ayeti derin derin düşünerek okurlar.

Kur’an, işte asıl bu mü’minler için şefaatçi ve yol göstericidir çünkü onlar iman ve Kur’an aşkını daima kalplerinde yaşarlar, Allah’ın sınırlarını, emir ve yasaklarını daima akılda tutmak için ayetleri sık sık tekrar ederler, unutma, hata ve yanılmalardan kurtulmak için, aldanmamak ve kandırılmamak için surelerin mana ve ilkelerine temas etmeye çalışırlar. Müslümanlar en ciddi okumaları da yapsalar diğer on bir aydaki beşeri telaşları nedeniyle kapağını kapattıkları Kur’an’dan ancak o bir ay boyunca feyz alırlarken, Mü’minler her okuyuşta aynı feyzi alır ve her okuyuşta çok daha yeni ve derin manalara ererler. Kur’an ancak mü’minler elinde mutludur ve nasıl ibadetin devamlısı makbul ise Kur’an okumanın da devamlı olanı makbuldür. Çünkü devamsız, nadiren, ara ara eda edilen ibadetlerin tamamı noksan sevap demektir. Kaldı ki Kur’an sevap için okunmaz çünkü anlayarak okumak farzdır. Farzları inkar edenin veya yerine getirmeyenin durumu ve dindeki yeri ise malumdur.

O halde İslam alemi acınası halinden kurtulmak, cahil ve çaresiz durumdan çıkmak için Kur’an’a sarılmak, din diye pazarlanan hurafe ve rivayetlerden arınmak için Kur’an İslam’ına dönmek durumundadır. Çünkü Ramazan ayı hariç okumayan İslam alemi maalesef dinlemekle yetinmekte, Kur’an’ın arapça kıraati ile mesh olurken tek kelime anlamazken ilahi dinler gibi kendinden geçmektedir. Bu ise Kur’an’ı afyon durumuna düşürmektir, çok büyük günahtır. O okuyuştan maneviyat yakalamak nasıl doğru ise ve sevap kazandırırsa, şarkı dinler gibi kendinden geçmek de o denli sakıncalıdır.

On bir ay boyunca Kur’an’ı okumak yerine başka mişnalar (Kur’an dışı dini kaynaklar) okuyan İslam alemi bir de sözde din alimlerini dinleyerek ve her biri diğerinin aksini söyleyen din adamlarınca kafası karışarak, tarikat ve cemaat oyunlarına gelerek raydan çıkar ve bir sonraki Ramazan’a kadar da kendisini düzeltemez. Tabir yerindeyse her Ramazan ayı insanların bakım zamanıdır ama beden ve ruhların bakımını sadece o aya bırakmak, kaza ve tehlikelere davetiye çıkarmaktır. Çünkü dinlenen sözlerin maalesef bir kısmı dinden değildir, ilahi değil yorumdur, hurafe ve örften ibarettir, en azından dinlenenlerin tamamı doğru bile olsa anlatanın bildiği kadardır. Yani Kur’an’ın o okuyucuya vereceğinden çok daha azıdır ve beli noktaların tekrarı yahut sadaka üzerinedir.

Yazık ki vaaz ve hutbeler dahi bu durumdadır ve bunları dinlemekle yetinenlerin acı kaybı tevhid yolunda yürürken, şirk denen şeytan dininden habersiz kalmaktır ki ortalık şeytan tuzaklarıyla doluyken bu gaflet affedilecek bir şey değildir ve amansız şeytanlar o kulları ağlarına düşürecek kadar hünerlidir. İşte Kur’an’ı duvara asan ve böylece en kutsal koruma kalkanından mahrum kalanlar, dini okuyarak ilk elden değil de ikinci ağızdan dinleyerek öğrenenler için bu tehlike maalesef çoğu zaman o kulların cehennemlik olmasıyla, tagutlaşmasıyla sonuçlanır.

Dinde unutmak mazeret, bilmemek asla mazeret değildir. Bu ilke asla unutulmamalıdır ki İslam’ın şartları beş değil ayet sayısıncadır. yani kullar İslam’a girmek için dahi (değil mi ki dinin gereklerini kabul etmişlerdir) ayetlerde yazan her bir emir ve yasağı, her bir helal ve haramı, her bir sınırı, her bir öğüt ve ikazı anlamak ve tanımak zorundadır. Çünkü bunların tamamından mesuldür. İşte Kur’an’ı hiç okumamak veya anlamadan okumanın bedeli budur ve güdük din anlayışı, çeyrek müslümanlar yaratır ve şeytan köşelerde kahkahalarla gülerken, insan denen nadide varlık cehennemlere mahkum olur.

Bu nedenle uzun sözün kısası Kur’an’ı elden ve gönülden düşürmeden, sevap kazanmak veya ölülere rahmet okumak için değil, anlamdan değil ama anlayarak, hazmederek, sık sık, yavaş yavaş, hayatı ve sınavı tanımak, takva ve tevhidi öğrenmek, sınavı idrak etmek ve imana sarılmak için okumak lazım gelir. Yoksa vebal büyük, azap fena, cehennem ateşleri yakıcı ve Allah’ın rahmetinden uzak olmak fenadır.

kaynak: imanilmihali

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Kur’an-ı Kerim öğrenmek istiyorum!

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0