İmsak Vakti a 02:00
Mersin AÇIK 25°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Maddi ve manevi haramlar nelerdir?

Haram dinen yenilmesi, içilmesi, tüketilmesi, kullanılması ayetlerle (nasslarla) kesinlikle men edilen, zaruret hali hariç haramlığını inkar edenin veya haramı bilerek yiyenin/icra edenin dinden çıkmasına sebep pis ve yasak şeylerdir. Bu konuda en meşhur ayetler ise muhakkak birbirinin kelimesine kadar aynısı olan Bakara suresi 173’ncü ve Nahl suresi 115’nci ayetlerdir.

“Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Bakara 2/173)

“Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nahl 16/115) Zaruret ölçüsü ise hayati bir gerekçe altında, günaha meyletmeksizin, ölmeyecek kadar ve tehdit geçinceye dek o şeyi zorunlu olarak edinmek veya tüketmektir. Açlıktan ölmek durumunda kalırsak bir miktar domuz eti yemek gibi.

“Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah’a itaatten kopmak)tır. Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda zorda kalır, günaha meyletmeksizin (haram etlerden) yerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Maide 5/3)

“De ki: “Bana vahyolunan Kur’an’da bir kimsenin yiyecekleri arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o şüphesiz necistir- ya da Allah’tan başkası adına kesilmiş bir (murdar) hayvandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın kim bunlardan yeme zorunda kalırsa yiyebilir.” Şüphesiz Rabbin çok bağışlayandır, çok merhametlidir.” (En’am 6/145)

Lakin elbette Allah’ın haramları bunlarla sınırlı değildir ve çok daha mühim, çok daha manevi haramlar vardır ki ayet bunları emir ve yasakların hayata geçirilmesi olarak yani farzları eda etmek olarak tarif eder. Keza yasaklardan da hem sakınmayı hem o yasaklara sebeplerle mücadele etmeyi, yani şer ve şeytanlarla. Önce ayeti hatırlayalım.

“(Ey Muhammed!) De ki: “Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya babaya iyi davranın. Fakirlik endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. (Zina ve benzeri) çirkinliklere, bunların açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Meşrû bir hak karşılığı olmadıkça, Allah’ın haram (dokunulmaz) kıldığı canı öldürmeyin. İşte size Allah bunu emretti ki aklınızı kullanasınız. Rüşdüne erişinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkesi ancak gücünün yettiği kadarıyla sorumlu tutarız. (Birisi hakkında) konuştuğunuz zaman yakınınız bile olsa âdil olun. Allah’a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti. İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti. (En’am 6/151-153)

Görüldüğü üzere Kur’an’da haram olarak nitelenenler sadece yiyecekler değildir ve maddi olmayan haramlar çok daha fazla ve vebali de büyük olanlardır. Burada anılanlar ise en başta Allah’a ortak koşmak yani şirk, ana babaya itaat, çocukları öldürmek, zina etmek, adam öldürmek, yetim malı yemek, ölçü ve tartıda hile yapmak, adil olmak, ahde vefa etmek, fıtri misaka sadakatle bağlı kalmak, doğru ve dürüst olmaktır.

Keza yine başka ayetlerin tarifiyle çirkin işler, günahlar, haksız saldırılar, Allah’a ve dine yalanlar, iftiralar hep haramdır. “De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” (A’raf 7/33) Vebal ise büyüktür ve şirk örneğinde olduğu gibi bu hal üzere ölmek afsızlığa sebeptir. “ .. Kim Allah’a ortak koşarsa, artık, Allah ona cenneti muhakkak haram kılmıştır..” (Maide 5/72)

Ayetin tarifinde de yer aldığı şekilde mü’minler; Allah’tan başka ilaha meyletmeyen, şirk koşmayan, haksızlık etmeyen, can almayan ve zina etmeyenlerdir. “Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah’ın haram kıldığı cana kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar.” (Furkan 25/68)

Haram olduğu bildirilen amel ve niyetlerin her biri sonraki ayetlerde izah edilerek detaylandırılmıştır. Bu satır aralarında da yukarıda anılmayan bazı hususların daha haram olduğu net olarak anlaşılır ki helal rızkı ata kabulleri nedeniyle haramdan saymak, buna örnektir. “Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.” (İsra 17/33)

“Beyinsizlikleri yüzünden bilgisizce çocuklarını öldürenler, Allah’ın kendilerine verdiği rızkı -Allah’a iftira ederek- haram sayanlar, mutlaka ziyan etmişlerdir. Gerçekten onlar sapmışlardır. Doğru yolu bulmuş da değillerdir.” (En’am 6/140) Topluluğun bir kısmına kötülük ve zulüm üzere yardımlaşmak da haramdır, insanları yurtlarından etmek de. Riba ise aşırı faiz ve tefecilik anlamıyla tümden yasaktır. (Gelir getirmeyen yıllık banka faizi konusu ortak görüşe göre haram sayılmaz lakin doğrusunu Allah bilir. Lakin ayette kullanılan gerçek kelime faiz değil ribadır ki ribanın anlamı aşırı faiz demektir.)

“Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu hâlde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitab’ın (Tevrat’ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Bakara 2/85)

“ .. Oysa Allah, alışverişi helâl, ribayı (aşırı ve haksız faizi, tefeciliği) haram kılmıştır…” (Bakara 2/175) Nikah ve talak (boşanma) ile alakalı da Yüce Allah’ın evlenilmesi haram olanlarla ilgili emri ayetlerde yer almaktadır. “Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa 4/23,24)

İhramlıyken kara avı yapmak haram, diğer aylar serbest, deniz ürünlerinin hepsi helaldir. “Sizin için de yolcular için de bir geçimlik olmak üzere deniz avı yapmak ve deniz ürünlerini yemek sizlere helâl kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.” (Maide 5/96)

Zina yapan kadın ve adamların kimlerle helal olarak evlenebileceği de ayetlerde açık olarak yer alır. “Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu, mü’minlere haram kılınmıştır.” (Nur 24/3)

Gözlerle haram işlemek, İslam düşünürlerinin çok vaktini ve mülakatını alan derin konulardandır ki burada ayetin işareti namahreme bakmak suretiyle günah işlemek anlaşılırsa da, kast edilenin genele uyarlanarak günah, çirkin ve haram olan her şeyi içten dilemek, haset etmek, meşru olmayan şehvet duymak, hırs ve kibir yapmak olduğu açıktır.

Kadınların erkeklerden çak daha uzun bir paragrafta anlatılması ise kadınların gizli günaha daha fazla hassas olduğunun işaretidir. Nitekim Nur suresinin ağırlıklı konusunu teşkil eden iffet ve namus bahisleri kadınların hem kandıran (!) hem kandırılan (!) olarak gelecekte de hallerini izah etmektedir.

“Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Bu davranış onlar için daha nezihtir. Şüphe yok ki, Allah onların yaptıklarından hakkıyla haberdardır. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri zinetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (Nur 24/30,31)

Haram aylar ise örfi caliyiye kabullerine de paralel olarak bazı eylemlerin yasak olduğu aylardır ki ayet ve tefsiri bunu anlamaya kafidir. “Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah’a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.” (Tevbe 9/36)

Not; Haram aylar, Cahiliye devri uygulamasına göre, hürmet edilmesi gereken, savaş ve kan dökülmesi yasak olan kamerî aylar demektir. Bu aylardan Zilkâde on birinci, Zilhicce on ikinci, Muharrem birinci ve Receb yedinci aydır. Bu aylarda yasaklara uymamak ve haram ayları mevsim veya ticaret durumuna göre ertelemek de haramdır. Haram, kesinlikle yasak edilen şey anlamıyla cehennemlerde de geçerli bir kaidedir. “Cehennemlikler de cennetliklere, “Ne olur, sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın” diye çağrışırlar. Onlar, “Şüphesiz, Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” derler.” (A’raf 7/50)

Kulların kendi başlarına haram ve helal belirleme (tahrim yetkisi) ise asla ve zinhar yoktur. Bu yetki peygambere dahi verilmemiştir. Dinin sahibi Allah, imtihanın kurallarını da tek başına koyandır. Peygamberlere dahi düşen sadece tebliğdir ki hesap sormak tamamen Allah’a aittir. Bu haramlaştırma işi kulun kendisine bir şeyleri yasak etmesini de kapsar ki ayette Peygamber ile hanımları arası ilişki vurgulanırken, ayetin genele uyarlanması bizlere mesela perhiz veya diyet maksatlı olarak bazı yiyeceklerin haramlaştırılmasını da ikaz eder.

“Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.” (Nahl 16/116) “Ey peygamber! Eşlerinin rızasını arayarak, Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haram ediyorsun? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Tahrim 66/1)

Toparlayacak olursak;

Dinde haram en büyük azap sebebidir ve İslam aleminin Kur’an’dan habersizliği mesela “kamu malı talanını “sadece bir günah olarak algılamakla kalması ve haram muamelesi yapmaması anlaşılır değildir. Haram yiyicilerle oturup kalkması ise acınasıdır.

Meşhur ayetle bildirilen leş, kan, domuz eti ve Allah’ın adından başkasına kesilenler ile kast edilen ana murad sapık ve batıl (ateist, satanist vs.) şeytancılar ile diğer semavi dinlerde olup (Yahudi ve Hristiyan) bunları helalleştirenlere sesleniştir. Müslümanların zaten bunları sarf etmesi çoğu zaman mümkün ve olası değildir.

Müslümanları ilgilendiren kısım daha ziyade diğer açıklayıcı ayetlerde anılan haramlardır ki tamamı büyük günah ve vebal kapsamındadır. Bunların en şiddetlisi ise Allah’a ortak koşmaktır ki afsızlığa mahkumiyet demektir. Kulun başkaları veya kendisi için helal – haram belirleme yetkisi ise söz konusu değildir ki Peygamberin dahi din adına böyle bir yetkisi asla yoktur. Diğer dinlerde mesela domuz etinin haram olmadığını düşünsek de İncil ve Tevrat’ın aslına bakma lüksümüz olmadığı için işi Allah’a havale etmek lazım gelir. O insanları İslam ile yargılamak da onlar İslam’a tabi olmadıkları için çok haklı değildir. Lakin mesela iman konusunda onların (ateist, satanist, deist, hristiyan, yahudi, diğer batıl dinler vs.) aldanışta oldukları ise kesindir ve ortak koşmak haramını işlemeye devam etmektedirler.

İslam’a tabi olduğu iddiasında olanlar içinse haramlar can yakıcıdır, mahrum edici veballerdir ve sadece domuz eti ile asla sınırlı değildir. Aksine o denli çok haram vardır ki bunları büyük günahlar olarak nitelemek dahi mümkündür. O halde; helal ve temiz olanlardan yemek, tevhide uygun yaşamak, şüphe bile varsa o şeyi terk etmek lazım gelir. Bu şüphe sadece yemek konusunda değil, davranış ve inançlar için de geçerlidir ki zalim veya kafir olduğundan şüphe edilen birisini bu şüpheye aldırmadan izlemeye devam etmek de haramdır.

Haramı belirleyen sadece Allah’tır. Asli fetva makamı kalptir. Doğru ve güzel olan, emir ve yasak olan herşey Kur’an’dadır. Ama daha Kur’an’ı anlayarak bir kez dahi okumayan milyonlarca müslüman için bu haramlar elbette bir mana ifade etmez çünkü din adamları da sürekli leş, kan ve domuz etini, şeytan işi pislikleri ileri sürerler. Bu vaziyette de asıl manevi haramlar anlaşılmadan kalır ve kendisini müslüman sanan milyonlar haram yeme içmede sınır tanımazlar. Meraktan dahi haram tüketen sayısız müslüman vardır ve ne yaptığının farkında bile değildir. Haksız ve adaletsiz olan, pis ve çirkin olan, şeytanın fısıldadığı şeylere temkinli yaklaşmak lazımdır.

Günahların, büyük günahların haramlığı, farzların terki, çirkin olanların icrası hep harama yakınlaştıran, o şeyler haram olmasa da haramdan korkmayı zaman içinde engelleyen zaaflardır. Mesela hırsızlık ayetlerde haram olarak geçmez fakat haksız kazanç haram kabul edilir. Hırsızlık dolaylı yoldan zaten haramdır fakat bu doğru olmasa da hırsızlıkla veya kamu malına dadanmayla aşina olan birisinin yarın haksızlıklarda zirve yapması zaten kaçınılmazdır veya gece hayatına kapılan birilerinin o ortamda uyuşturucuya, zinaya, şaraba, namahreme yakınlaşması da harama yakınlaştıran hatta bulaştıran hallerdir. Yani tehdit kademeli olarak her zaman vardır ve sonucu kötü olanın başlangıcından da uzak durmak olması gerekendir.

Muta nikahı gibi haram olan bir şeyi zina gibi bir başka harama maske yapmaya çalışmak ise katmerli haram işlemektir. Bebek gelinlerin (sübyan annelerin) durumu da, dinen mükellef bile olmayan çocukları evlendirmek de büyük haramlardandır ki fakirlik endişesiyle kız çocuklarını öldürmek ayetinin işaret ettiği ölüm, bu daha okulu dahi bitirmemiş kızların hemde kendilerinden neredeyse bir asır yaşlılarla, para için evlendirilmeye zorlanması o kızların eceli demek değil midir?

Nur suresindeki gözlerle haram işleme evrensel emrini, kadınlar için tesettürle sınırlamak ise dine zarar vermektir. İman etmeyenler helal – haram demeden yiyenler, mü’minler sadece helal ile yetinenlerdir. Mü’minler cennetlere girecek olanlar, haram yiyenler cehennemde bir bardak su bulamayacak olanlardır ve mü’minler Kur’an’ı anlayarak okuyanlar, dini Kur’an’dan öğrenenler, Allah kelamının hakkını verenlerdir. Onların harama el uzatması da, harama yakınlaşması da bu nedenle mümkün değildir. Mü’min, şüphe varsa dahi terk eden, helal ve temizden şaşmayandır, imanının hakkını verendir. Mü’min başkalarından dinlemeyen, Kur’an’dan öğrenendir. Ve cennetler sadece iman edenler içindir.

kaynak: imanilmihali

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Yüce Allah, kelamı olan Kur’an-ı Kerim’de indirdikleri ile hükmedilmesini emreder ve aksini uygulayanları fasık, kafir ve zalim olarak tanımlar.

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0