Akşam Vakti a 20:44
Mersin AÇIK 29°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Zalimler ve mazlumlar: Allah iman edenlerin dostu, zalimlerinse düşmanıdır.

Zulüm hakkı ait olduğu yerden başka yere koymak, kısaca haksızlık etmektir. Zulüm yapana zalim, zulme uğrayana mazlum denir. Dini terim olarak ise zulüm; Allah’ı ve ayetleri saklamak/yalanlamak, haksızlık etmek, Kur’an ve Peygambere itaat etmemek, iman sahiplerine eziyet etmek, ibadetleri engellemek, tefecilik yapmak manalarına gelir.

Kur’an, fıtratın yani yaratılışın başlangıcından itibaren emaneti yüklenen insanı zalim ve cahil olarak adlandırır. “O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.” (İbrahim 14/34)

“Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.” (Ahzab 33/72) Yine Kur’an zulmü adam öldürmekten de beter sayarak en büyük suçlar listesinde şirk ve münafıklıktan sonra başa koyar.

“ .. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır..” (Bakara 2/191) Daha yaygın olarak haksızlık manasında kullanılan zulüm sadece insanlar içindir. Allah asla zulmetmez, sadece hakkı sahibine teslime der ve hakkaniyeti sağlar. “Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.” (Nisa 4/40)

Zalimler bu anlamda en genel olarak Allah’ın sınırlarını aşan, ilahi buyruklara uymayan, hakkaniyetle yaşamayan ve Allah’ın indirdiği ile adil ve hak olarak yönetmeyenlerdir. İnkarcı kafirler, müşrikler, mürai ve münafıklar Allah’a, Peygamberine, dine ve Kur’an’a yaptıkları haksızlık nedeniyle zalimdir.

“ .. Allah’ın koyduğu sınırları kim aşarsa, onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara 2/229)

“ .. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.” (Maide 5/45)

“Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara 2/254)

Zulüm öyle büyük bir illettir ki dindeki en mukaddes bağ olan ana baba haklarının dahi terkine sebeptir. Şirke batmış, inkarcı ana babalara itaat etmemek, dostluğu sürdürmemek bu nedenle Allah emridir. “Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.” (Tevbe 9/23) Adil olmamak, adaletle hükmetmemek, hakları sahiplerine vermemek zulümdür. “Hani Dâvûd’un yanına girmişlerdi de Dâvûd onlardan korkmuştu. Onlar, “Korkma! Biz, iki davacı grubuz. Birimiz diğerine haksızlık etmiştir. Aramızda adaletle hükmet. Zulmetme ve bizi hak yola ilet” dediler.” (Sad 38/22)

Zulüm bulaşıcı hastalık gibi kişiden kişiye, evden eve yayılan bir illettir ve toplum tedbir alamazsa tüm bireyleri kapsar ve helak sebebi oluşturur. “Bunun sebebi şudur: Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez ve şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Bunların durumu, tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Onlar Rablerinin âyetlerini yalanlamışlar, biz de onları günahları sebebiyle helâk etmiştik ve Firavun ailesini de suda boğmuştuk. Hepsi de zalim kimselerdi.” (Enfal 8/53,54) Zalim kişi ve topluluklar ise asla hidayete eremez ve Allah’ın laneti bu hiç sevmediği zalimler üzerinedir.

“ .. Zaten Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara 2/258)

“ .. Allah, zalimleri sevmez.” (Al-i İmran 3/57)

“ .. Biliniz ki, Allah’ın lâneti zalimler üzerinedir.” (Hud 11/18)

Allah iman edenlerin dostu, zalimlerinse düşmanıdır.

“Allah, iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sabit bir sözle sağlamlaştırır , zalimleri ise saptırır. Ve Allah dilediğini yapar.” (İbrahim 14/27) “ .. Şüphesiz zalimler birbirinin dostlarıdır. Allah ise kendisine karşı gelmekten sakınanların dostudur.” (Casiye 45/19) Cihad sadece zulümledir ve İslam din tarihinde ilk kez kılıçla cihada izin vermiştir. “Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Onlar savaşmaya son verecek olurlarsa, artık düşmanlık yalnız zalimlere karşıdır.” (Bakara 2/193)

Zalimlerle oturup kalkmak dahi dinen caiz değildir. Bu grubun kafirlerden, münafık ve müşrikelrden teşkil olduğuna ise şüphe yoktur. Konuşmaların da hak ve adalet yerine fitne ve fesat olduğu malumdur. “Âyetlerimiz hakkında dedikoduya dalanları gördüğün vakit başka bir söze dalıncaya kadar onlardan yüz çevir, uzaklaş. Şayet şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra (kalk), o zalimler grubu ile beraber oturma.” (En’am 6/68)

Zalimlerin azabı sadece ahirete bırakılmayacak kadar vahim ve azametlidir ki ecel melekleri onların canlarını dahi acıtarak alırlar. Pişmanlıkların gırtlağa dayanacağı ecel halinde, kibirle yapageldikleri zulümler için tevbeler etseler de kar etmeyecektir.

“ .. Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen!” (En’am 6/93)

“Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken hâlleri nasıl olacak?” (Muhammed 47/27) Zulmetmek hak yemek demektir ve hakkı ahirette de olsa sahibine iade etmek şart olandır. Bu, sevapalrından mazlumlara vermek veya sevap kalmayınca mazlumların günahların üstlenme şeklinde cereyan edecek bir hesaplaşmadır ve kul hakkı yiyenler senelerce başlarını secdeden kaldırmasalar da helalleşme neticesi cehennemin dibini boylayacaklardır.

“De ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, maden eriyiği gibi, yüzleri yakıp kavuran bir su ile kendilerine yardım edilir. O ne kötü bir içecektir! Cehennem ne korkunç bir yaslanacak yerdir.” (Kehf 18/29)

“Onlar için cehennem ateşinden döşek, üstlerinde de cehennem ateşinden örtüler var. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.” (A’raf 7/41) Şirk zulmün şahıdır ve Allah’a ortak koşmak demek olan şirk afsızlığa mahkum en bela illettir. “Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de, sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik. İşte Allah’ın yarattıkları! Haydi, Allah’ı bırakıp da taptıklarınızın yarattığını bana gösterin! Hayır, zalimler açık bir sapıklık içindedirler.” (Lokman 31/10,11)

“Hani Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: “Yavrum! Allah’a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür.” (Lokman 31/13) Oysa Kur’an gözler önündedir. Lakin zalimler asla O’na yaklaşmaz ve kibirlenerek akıl dinine tabi olurlar, nefislerine yenilirler ve kafir ortaklarına uyarlar. “Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır.” (İsra 17/82)

Kafir olup ta saldırgan olmayanlarla, haksızlık etmeyenlerle, zulmetmeyenlerle cihad caiz değildir. Bu onlarla oturup kalkmak izni vermese de onları düşman bilmemeyi lakin temkinli olmayı gerektirir. “Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever. Allah, sizi ancak, sizinle din konusunda savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için destek verenleri dost edinmekten men eder. Kim onları dost edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Mümtehine 60/8,9)

Zulmün baş tetikçisi haksızlığı süslü gösteren, zulümden korkmamayı iknaya çalışan şeytandır. İman, şeytanın bu vesveselerine karşılık koruyucu kalkandır. İmana sahip olmayanlar ise şeytana yem olur, zalimlerden olurlar. “Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler.” (Hac 22/52,52)

“De ki: “Allah’ı bırakıp da taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, onlar yerden ne yaratmışlardır?” Yoksa onların göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa kendilerine bir kitap verdik de, o kitaptan, açık bir delile mi sahip bulunuyorlar? Hayır, zalimler birbirlerine aldatmadan başka hiçbir şey vaad etmezler.” (Fatır 35/40)

Zalimlerin bir diğer kaybı da elbette ahiret yurdunda şefaat esnasında olacaktır. Ayet açıkça buyurur ki zalimlere şefaat asla yoktur. Bunun izahı şudur ki Allah’ın razı olmadığı kula kimse şefaat dilenemez ve zalimler için kimse dilenmeyecektir. Allah, o zalimlerle konuşmayacak, onlara günahlarından sorulmayacaktır da.

“Yaklaşmakta olan gün konusunda onları uyar. O gün yürekler gam ve tasa ile dolu, (sanki) gırtlaklara dayanmıştır. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır.” (Mü’min 40/18) “O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez. O, önlerindekini ve arkalarındakini (dünyadaki ve ahiretteki durumlarını) bilir. Onların bilgisi ise Rahmân’ı kuşatamaz. Bütün yüzler; diri, yaratıklarına hâkim ve onları koruyup gözeten Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen, mutlaka hüsrana uğramıştır. Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse, o, ne zulme uğramaktan korkar, ne yoksun bırakılmaktan. (Ta’ha 20/109-112)

“O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır.” (Mü’min 40/52) Zalimler ahiretteki hesap ve Allah korkusunu beşeri ecel korkusuyla değiştirmeyi dilerler. Böyle yaparlar ki başlar ahiretten dünyaya dönsün ve hesaptan çekinilmesin. Oysa asıl korkulacak olan şeytanlar ve cinler değil yüce Allah ve O’nun hesabıdır.

“Zalimlerden korkmayın, benden korkun. Böylece size nimetlerimi tamamlayayım ve doğru yolu bulasınız.” (Bakara 2/150) “De ki: “Ne dersiniz, Allah’ın azabı size beklenmedik bir anda veya açıktan açığa gelse, zalimler toplumundan başkası mı helâk edilecek?” (En’am 6/47) Zalimler, zulümleri iyice artsın da helakleri hak olsun ve bir de o zalime uyacaklar iyice belli olsun diye hemen helak edilmezler.

“Zalim oldukları hâlde, mühlet verdiğim, sonra da kendilerini azabımla yakaladığım nice memleket halkları vardır. Dönüş yalnız banadır.” (Hac 22/48) “Rabbin, ülkelerin merkezî yerlerine, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helâk edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helâk etmeyiz.” (Kasas 28/59) “Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.” (Nahl 16/61)

Yüce Allah rahmeti geniş olandır ama O aynı zamanda azabı şiddetli olandır. “Bir de senden, iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce ibret alınacak birçok azap gelip geçmiştir. Şüphesiz Rabbin, insanların zulümlerine rağmen bağışlama sahibidir. Bununla beraber Rabbinin azabı pek şiddetlidir.” (Ra’d 13/6)

Ahiret yurdunda zalimlerin durumunu anlatan aşağıdaki kıssa azabın ve hesabın dehşetini gözler önüne sermekle kalmaz aynı zamanda insanı cehalet ve kibirle suçlar. “İnkâr edenler, “Biz bu Kur’an’a da ondan önceki kitaplara da asla inanmayız” dediler. Zalimler, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman hâllerini bir görsen! Birbirlerine laf çevirip dururlar. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Siz olmasaydınız, biz mutlaka iman eden kimseler olurduk” derler. Büyüklük taslayanlar, zayıf ve güçsüz görülenlere, “Size hidayet geldikten sonra, biz mi sizi ondan alıkoyduk? Hayır, suçlu olanlar sizlerdiniz” derler. Zayıf ve güçsüz görülenler, büyüklük taslayanlara, “Hayır, bizi hidayetten saptıran gece ve gündüz kurduğunuz tuzaklardır. Çünkü siz bize Allah’ı inkâr etmemizi ve O’na eşler koşmamızı emrediyordunuz” derler. Azabı görünce de içten içe pişmanlık duyarlar. Biz de inkâr edenlerin boyunlarına demir halkalar geçiririz. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir. Biz, hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek oranın şımarık zenginleri, “Biz, sizinle gönderileni inkâr ediyoruz” demişlerdir. Yine, “Bizim mallarımız ve çocuklarımız daha çoktur. Bize azap edilmeyecektir” demişlerdi. Ey Muhammed, de ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Sebe 34/31-36)

“Rabbinin, onları ve Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyleri bir araya getireceği ve (taptıklarına), “Siz mi saptırdınız benim şu kullarımı, yoksa onlar kendileri mi yoldan saptılar” diyeceği günü hatırla. Onlar, “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helâke giden bir toplum oldular” derler. (İlâh edindikleriniz) söyledikleriniz konusunda sizi yalancı çıkardılar. Artık kendinizden azabı savmaya gücünüz yetmeyecek ve kendinize yardım da edemeyeceksiniz. Sizden kim de zulüm ve haksızlık ederse, ona büyük bir azap tattırırız.” (Furkan 25/17-19)

Zulüm konusunu Hz. Nuh (as)’ın duasıyla bitirmek lazım gelir ki mü’minler için hatırda tutulması lazım gelendir. “Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma! Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kâfir kimseler yetiştirirler. Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helâkini arttır.” (Nuh 71/26-28)

Mazlumlar

Kur’an’da ezen ve ezilenler diye iki toplum vardır. Ezenler; servetle şımarıp kibirlenenler, büyüklenip eziyet ve zulüm edenler, ezilenler; iman ve helal çizgisinden ayrılmayıp zulme muhatap olanlar. Zulüm yukarıda görüldüğü gibi bela bir illettir lakin yine Kur’an’ın emri zulme karşı elle, dille hiç olmazsa kalple karşı koymaktır. Bu noktada kötü sözü asla istemeyen Kur’an’ın zulme uğrayana feryad izni vermesi akıllarda tutulması gerekendir. Yine korkulacak olanın sadece Allah olduğu ve imanın tek amel istisnasının zulüm ve haksızlığa karşı koymak olduğu hatırlanırsa zulme karşı sessiz kalmanın da bedeli olacaktır.

“Allah, zulme uğrayanın dile getirmesi dışında, çirkin sözün açıklanmasını sevmez. Şüphesiz Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Nisa 4/148) Hicret mazlumalrın bir hakkı ve tercihidir. Lakin burada illaki topraklardan ayrılarak başka yurtlara gitmek anlaşılmamalıdır. Asıl hicret akıl ve kalpte yer eden zararlı şeyleri bırakmak, temiz ve yeni diyarlara yelken açmaktır. Şeytanlara, kafirlere teslim olanların hicerti bu anlamda dine ve imana has güzelliklere göç etmek, temiz sayfalar açmak, aklı ve kalbi tevbe ile temizlemektir.

“Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, elbette onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz. Ahiret mükâfatı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi..” (Nahl 16/41) Zulüm ve tecavüze uğrayanın karşı koymak en temel hakkıdır ve zulüm tek başına hem kişisel hem toplumsal bir cihad sebebidir.

“Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimseye (ceza vermek için) bir yol yoktur.” (Şura 42/41) “Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeğe gücü yeter.” (Hac 22/39)

Özetle, zalimin zulmü varsa, mazlumun Allah’ı vardır. O Allah ise zulüm altında olanlara cennetler vadederken, mazlumlara kalple bile olsa karşı koymayı, mücadele etmeyi, gerekirse göç etmeyi emreder. Bu zulme uzun süre maruz kalıp bir şey yapmayanların da hak iddia edemeyeceğine işarettir.

Netice olarak

Zulüm hakkı yerine koymamaktır ki kaldırıma araba park etmekten adam öldürmeye, yalan ve iftiradan fitne ve fesada, hak ve haram yemekten, kamu malı talanına, eziyet ve zorluktan, hırsızlık ve zinaya kadar pek çok alanda kendisini gösterir. Bu anlamda insan zalimdir. Mazlumlar ise zulme uğrayanlardır ama komik bir şekilde zulme uğrayanlar da başkalarına zulmetmek de sakınca görmezler. Hakkaniyete gösterilen bu düşük değer ise dinin anlaşılmadığının habercisidir.

Ahiret yurdu Allah hakkı ile beraber kul haklarının iade edileceği yerdir. Zulme uğramak ahirette yüzleri ağartacaksa da, bu dünyada zulme maruz kalıp dik durmaya ecel veya menfaat kaybı nedeniyle cesaret edememek, ahiretteki alacaklarımızdan feragat etmek demektir. Yani zulme karşı ses veremeyenlerin zulüm sahibinden alacağı yoktur. Doğru olan sızlanmak veya gıybet etmek yerine hakkını aramaktır.

İmam-ı Azam ameli imandan ayrı tutar. Bunun tek istisnası zulme karşı tepki vermektir. İşte bu tepki verilmezse iman yok demektir ve iman olmayınca da ne hak alacağı kalır ortada, ne cennetler. Zulümden mağdur insanların başka zulümlere imza atması ise anlaşılır gibi değildir. Hak yemekten bu denli korkmayan insanlardan teşkil toplumların ise akibeti karanlıktır. Fani dünyada toplu bir helak olmasa da (doğrusunu Allah bilir) herkesin eceli kendi kıyametidir ve henüz tevbe şansı varken tüm zalimler tevbe etmelidir.

Meleklerin zalimlerin canını acıtarak alacağı da haktır, helalleşme de haktır, azap ve ateş de haktır, yaşanacaktır. Zalimler ve zalimlere boyun eğenler cehennemlerde kavrulurken, mazlumlardan canı pahasına zulme karşı durabilenler ve İman edip salih amel işleyenler ise cennetlerde gölgeleniyor olacaktır. Unutulmasın ki Kur’an’da Allah’ın öfkesi bir yerde geçer ve buna muhatap Firavunun yaptığı zulümlere can korkusuyla sebat eden halktır.

“Firavun, kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu. Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince biz de onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk. Onları, sonradan gelecek inkârcılara, geçmiş bir ibret ve bir örnek kıldık.” (Zuhruf 43/54-56)

Buradan da çıkacak sonuç şudur ki; kaldırıma park eden arabanın sahibini ikaz etmek, sokak hayvanlarına eziyet edenleri şikayet etmek, hırsız aleyhine şahitlik yapmaktan korkmamak, pirince taş karıştıran bakkaldan alışveriş yapmamak, açık aramamak, yalan söylememek gibi nice güzellikler ancak sadece Allah’tan korkmakla gerçekleşir. Zulüm hakların zayi olmasıdır. Buna karşı koyarken canımızdan da olsak en basitinden ahiret alacaklarımız artacaktır. Dahası bu dik duruş bizi dünyada da vakur ve erdemli kılacaktır.

Zulme karşı zulümle hareket edilmez.

Hakka riayet mutlak olarak Allah emridir ve zulümden kaçınmak kadar hakkımızı korumak ve başka haklara musallat olmamak da mühimdir. Zulmedenlerle araya mesafe koymak ise bir başka Allah emridir ki bu zulmü yapan anne ve baba bile olsa değişmez. Şirk ve şeytanlarla işbirliği ise zulmün katmerlisidir ve afsızlığa mahkumdur. Bu nedenle günah işlerken bile haddi aşmamak, öldürürken dahi zulmetmemek esas olandır. Rabbim kullarına hakkaniyetli olmayı, hak yememeyi, haksızlığa karşı durabilmeyi nasip etsin. Amin.

kaynak: imanilmihali

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Tevhid inancını en iyi anlatan sure hangisidir?

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0